Açıklama
Diabetes Mellitus ya da genel bilinen adıyla “Şeker Hastalığı” insülin hormonundaki eksiklik veya bu hormonun etkisindeki bozukluğa bağlı olarak kan şekerinin yüksek seyrettiği kronik bir hastalıktır. Bu hastalık ülkemizde her 14 kişiden birinde görülmektedir. Hastalık insanda göz, böbrekler, damar tutulumu, duyu hissinin kaybolması gibi olumsuz sonuçlara sebep olabilir. Bu hastalığın yarattığı bir başka sorun da “Diyabetik ayak” olarak tanımlanır ve şeker hastalarının ayaklarında iyileşmesi güç yaralar olarak karşımıza çıkar. Şeker hastalarında enfeksiyona yatkınlık nedeniyle ayakta oluşan küçük bir yara kolaylıkla iltihaplanıp “Diyabetik Ayak Enfeksiyonu” ortaya çıkabilir. Her 7-8 Diyabet hastasından birinde diyabetik ayak gelişmektedir. Travma-kaza sonucu olmayan ve ayak-bacak kayıpları ile sonuçlanan ameliyatların yarısından diyabetik ayak sorumludur. Tek başına bu veri bile diyabetik ayağın ciddiyetini göstermeye yetmektedir.
Bu yöntemlerde temel olarak midenin bir kısmının kesilerek veya kesilmeden alınan gıdaların midenin hepsine veya büyük bir kısmına, oniki parmak barsağına ve ince barsağın ilk bölümlerine uğramadan direkt olarak son kısımlarına gelmesi hedeflenir. Bu yöntemler de günümüzde laparoskopik olarak başarıyla uygulanır. Mide tüpü ameliyatlarına göre bu yöntemlerin hepsinde ameliyat komplikasyonlarının yanı sıra ameliyat sonrası uzun dönemde metabolik sorunlar da daha fazladır. Kilo kaybı daha fazladır ve 2 yıla kadar sürebilir. Daha fazla vitamin desteği gereksinimine neden olurken, kronik diyare, ağız kokusu gibi sorunları da beraberinde getirirler.
En az diğer komplike cerrahi yöntemler kadar etkili ama yapılışı diğerlerinden daha kolay ve daha az sorunlu olduğu için son zamanlarda zayıflama ameliyatlarında en sık kullandığımız yöntemlerden biridir. Bu yöntemde midenin %80-90 kadarı çıkartılarak mide bir tüp haline getirilir. Bu ameliyat da kapalı yöntemle, bir-iki saatlik bir sürede yapılır. Hastanede yatış süresi ise iki-üç gündür. Ameliyat sonrasında hastalar iki hafta sıvı, daha sonraki iki hafta da yumuşak gıdalar tükettikten sonra normal gıdaya geçebilirler. Vitamin takviyeleri gerekebilir. Midenin fundus dediğimiz bölgesinden salınan ‘ghrelin’ hormonunun şişmanlıktan sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu hormon kişinin açlık hissini kontrol eder. Bu ameliyat yönteminde midenin fundus bölgesi tamamen çıkartılarak kişinin iştahının azalması da zayıflamasına yardımcı olur. Bu ameliyat sonrasında kişiler 6 ay - 1 yıl içinde fazla kilolarının ortalama %80 kadarını kaybederler. Bir yıl içinde de uyku apneleri ve diyabet gibi aşırı kilolara bağlı sorunlarından kurtulurlar. Bu ameliyattan sonra gıdaların iyice çiğnenip, küçük porsiyonlar halinde tüketilmesine dikkat edilmelidir. Egzersiz unutulmamalıdır. Verilen kiloları tekrar almamak için bal, dondurma gibi yüksek kalorili sıvı gıdaları da bol miktarda tüketmekten kaçınılmalıdır.
Kilo vermeye yardımcı en basit yöntem mide balon uygulamasıdır. Bu yöntemde endoskop yardımıyla, içinde sıvı veya hava doldurulan bir balon anestezi altında midenin fundus kısmına yerleştirilir. Bu işlem 10-15 dakika sürer. Böylece midenin gıda alma kapasitesi düşürülür, uzun süreli doygunluk hissi sağlanır. Bu yöntemle hastalar birkaç ayda 15-25 kilo arasında kilo kaybederler. Ancak bu balon vücutta 6 ay, en fazla 1 yıl kalabilir ve yine endoskopik yolla 5-6 dakika içinde çıkartılır. Basit uygulanması ve vücutta kalıcı bir değişiklik olmaması yöntemin avantajıdır. 6 ay-1 yıllık kullanım süresi içinde kişiler nasıl yemek yemeleri gerektiği konusunda deneyerek ve ilgili hekimden eğitim almış olurlar. bu yöntem ameliyat olamayan veya ameliyat olmak istemeyen kişilerde etkili sonuçları olan ve uygulama kolaylığı sebebiyle her yaş için uygun bir kilo verme yöntemidir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2014’ teki açıkladığı verilere göre; ülkemizde obez bireylerin oranı %20’dir. Bireylerin vücut kitle endeksi incelendiğinde; 15 yaş ve üstü bireylerin %33,7’si fazla kilolu, %42,2’si normal kilolu, %4,2’si ise düşük kiloludur. Cinsiyet yönünden bakıldığında ise; kadınların %24,5’i obez, %29,3’ü ise fazla kiloludur. Erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla, ,3 ve %38,2’dir. Türkiye nüfusuna göre bu veriler rakamlara döküldüğünde ise ülkemizde; 40 milyon “kilolu”, 8 milyon “obez” ve obezite ameliyatı olmaya aday 2 milyon “morbid obez” birey bulunmaktadır. Ülkemizde 30’dan fazla merkezde 300’e yakın cerrah tarafından obezite cerrahisi yapılmasına rağmen 2014 yılındaki ameliyat edilen hasta sayısı ortalama 8.000 civarındadır.
Obezitenin derecesini saptamak için birçok yöntem geliştirildi. Bunların birçoğu pahalı ve komplike yöntemler. Bu nedenle günümüzde doğruya en yakın ve çok pratik olan vücut kitle indeksi (VKİ) denilen hesaplama yöntemini kullanmak. Boy ve kiloya dayanılarak hesaplanan bu yöntemin de çeşitli formülleri var. Ama herkesin kolaylıkla hesaplayabileceği formül kişinin ağırlığının (kg. cinsinden) boyunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle elde edilir. Amerikan Sağlık Enstitüsü’ne göre VKİ; 20 – 24.9 ise normal 25 – 29.9 ise kilolu 30 – 34.9 ise obez 35 – 39.5 ise tip II obez 40 – 49.9 ise morbid obez 50 ve üzeri ise süper obez diye kabul edilmektedir.
Beslenme, anne karnında başlar, ölene kadar devam eder. İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve verimli olması için yeterli ve dengeli besin alması gereklidir. Günlük yaşamda bireylerin, yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük kaloriye ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için, alınan kalori ile harcanan kalori dengede tutulması gerekmektedir. Obeziteye neden olan etmenler tam olarak açıklanamamakla birlikte aşırı ve dengesiz beslenme önemli faktörlerdir. Ayrıca, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır. Bu faktörlerin yanısıra genetik, çevresel, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiri ile ilişkili olarak obezite oluşumuna neden olmaktadır. Günlük alınan kalorinin harcanan kaloriden fazla olması durumunda, harcanamayan kalori vucutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır. Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan kalori harcanan kaloriden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.